Menü

 Din ve İnanç
· Yapılacak_İbadetler

 Siyer
· Sahabeler

 Tasavvuf ve Ahlak
· Nefis_Muhasebesi
· Alimlerden_Nasihatler

 Namaz
· Namaz_Dua_Sureler
· Abdest_Alinis
· Resimlerle_Namaz

 İlmihal
· Namaz_İlmihali
· Taharet Kitabı
· Oruç_Kitabı
· Zekat_ilmihali
· Hac_ilmihali
 Rüya Tabirleri
Hutbe ve Vaazlar
Hutbe Vaaz
Rüya Tabir


Dini Hikayeler
Dini Hikayeler Oku
Linkler
sübhaneke  
Kuran Meali Dinle
Kuran Dinle
Modelleri Dantel
Dantel
Dantel Modelleri
salatı münciye
cüz dinle
tesbih namazı
seferi namaz
4 büyük melek
Kuran Meali Oku
sahih hadisler
Peygamber Efendimizin Kısaca Hayatı
571 de bir güneş doğdu ilahisi sözleri
Resimli Yerde Namaz Kılınır mı ?
ettehiyyatü duasi
En Çok Yumurtlayan Tavuk
Tavuk Cinsleri
Tavuk çeşitleri
kunut duaları
İbadetleri Terketmekten Sakınmak





"Ben cinleri de, insanları da (başka bir hikmetle değil) ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (Sûre-i Zariyat 56).

İbadet, insanın yaratılmasına gaye teşkil etmiştir. Halkı irşat için gönderilmiş bulunan peygamberlerin onlara ilk tebliği iman olmuştur. Kalpleri bu nur ile aydınlanmış bulunan insanlara yaptıkları ikinci tel­kin de Allah Teâlâ'ya ibadet etmeleri olmuştur. Bu iddiamızı âyet-i kerimelere dayalı olarak sizlere açıklamak istiyorum.

a) Andolsun, Nuh'u kavmine peygamber gönder­dik de: "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir Tanrınız yoktur. Ben büyük gü­nün üstünüze (gelecek) azabından cidden korku­yorum. Kavminden ileri gelenler de şöyle dedi: "Biz seni hiç şüphesiz apaçık bir sapıklık içinde görü­yoruz" (Bunun üzerine Nuh) dedi ki: "Ey kavmim, bende hiçbir sapıklık yoktur. Fakat ben kainatın Rabbinden (gönderilmiş) bir peygamberim. SizeRabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum, sizin iyi­liğinizi istiyorum. Ben sizin bilmeyeceklerinizi de Al­lah'tan (gelen vahy ile) biliyorum" (Sûre-i Ârâf 59-62).

b) "Ad (kavmine) de kardeşleri Hûdu (gönderdik) O, (kavmine şöyle) dedi: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir Tanrınız yoktur. (Hâ­lâ Allah'tan) korkmayacak mısınız?" (Sûre-i Araf 65).
c) Semûd (kavmine) de kardeşleri Salih'i (gön­derdik). De ki: Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir Tanrınız yoktur" (Sûre-i A'râf 73).

d) Medyen (evlatlarına) da kardeşleri Şuayib'i (gönderdik) Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir Tanrınız yoktur. Rab-binizden size apaçık bir bürhan gelmiştir" (Sûre-i Ârâf 85).

"Mutlak ifadeler, kemaline masruftur" kaidesi ge­reğince, Allah'a kulluk emrine namaz, oruç ve zekat dahildir. Bu iddiamıza delil olmak üzere Hz. İsa ile il­gili ayetleri örnek göstermek istiyorum, mucizevi bir hadise sonucu babasız dünyaya gelen Hz. İsa'yı annesi Hz. Meryem kucağına alıp kavmine getirdi.

Onlar: "Ey Meryem, andolsun sen acayip bir işyapmışsın. Ey Harun'un kızkardeşi, senin baban kötü bir adam değildi. Anan da iffetsiz bir kadın de­ğildi" dediler. Bunun üzerine (Meryem) ona (İsa'ya) işaret etti. "Biz, dediler, henüz beşikte bulunan bir sabi ile nasıl konuşuruz?" (İsa dile gelip) dedi ki: "Ben hakikat Allah'ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Beni her nerede bulunur­sam mübarek kıldı. Bana, ben hayatta oldukça na­mazı ve zekatı emretti" (Bakınız; Sure-i Meryem 27-31).

Başka bir misalle de diğer peygamberlere ve üm­metlerine namaz ve zekâtın emredildiğini belgelen­dirmek istiyorum: "Kitapta İsmail'i de yadet. Çünkü o sözünde sadıktı, resul bir peygamberdi. Kavmine namazı ve zekatı emrederdi. Rabbi nezdinde rızaya ermişti o" (Sure-i Meryem 54-55).

Değerli Gençler:
İslâmın erkânından bulunan namaz ve oruç, be­deni bir ibadettir. Oruç farizasında, mükellefin sağlık durumu müsait değilse, hastalığı geçesiye kadar te­hir edebilir. Fakat namazda sağlık şartı aranmamış­tır. Zengin ve fakir, sağlam ve hasta her müslüman namazı eda edecektir. Ayakta durmayı güçleştiren bedeni bir arızası varsa, oturarak kılacaktır. Otur­duğu halde eğilerek rüku ve secde yapmaya sıhhatimüsait değilse, rükû' ve secdeyi imâ ile ifa eder. Oturmaya da imkanı yoksa, namazını yattığı yerde imâ ile eda eder.

Bir mü'min ölü veya deli olmadıkça üzerindeki namaz mükellefiyeti asla kalkmaz. Başkaca bir ma­zeretle namazı tehir etmek caiz değildir.

İslâm binasının temeli; iman; duvarları namaz, oruç, hac ve zekattır. Namazı terketmek bu duvar­lardan birini yıkmak olur. Oturduğumuz evin bir du­varının yıkıldığını farzetsek, yazda veya kışta, fırtı­nalı ve yağışlı havada orada huzur içinde oturabilir miyiz?

Âlemlere ve âdemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

"Parça parça edilseniz de, (ateşe atılıp) yakılsa-nız da, (idam edilip darağacında) asılsanız da hiçbir şeyi Allah'a ortak tutmayınız. (Farz olan) namazı kasden terk etmeyiniz. Kim namazı bilerek terk eder­se muhakkak milletten (dinden) çıkmış olur. Allah'a isyan olan şeyi irtikap etmeyiniz. Çünkü bu (davra­nış), Allah'ın gadabını muciptir. Şarap içmeyiniz. Çünkü o her hatanın başıdır" (et-Tergib ve't-Terhib c. 1,s. 379).

Bu hadis-i Muhammedi'yi teyid eder mâhiyetteki diğer bir hadis-i şerifi nakletmek istiyorum. Sevbân(r.a.) den şöyle dediği rivayet olunmaktadır: Ben, Resûlullah (s.a.v.)'i şöyle söylerken işittim: "Kul ile küfür ve iman arasında (set olarak) namaz vardır. Onu terkettiği zaman muhakkak şirke düşmüş olur" (et-Tergib ve't-Terhib c. 1, s. 379).

Mü'minle münkirin arasını ayırd eden sınır işareti, "namaz"dır. Kişi namazı terk ettiği zaman, kendisiyle küfür arasındaki İslâm'ın setti bulunan namaz du­varını yıkmış olur. Onun bu ihmalini ve namazla ala­kasının bulunmadığını gören kimseler, bu şahsın hangi sahanın insanı olduğunu, (mü'min veya gayri müslim olduğunu) tayin etmekte güçlük çekerler.

İmam Nevevi şöyle demektedir: "Namazı terk et­meye gelince, eğer onun farz olduğunu inkâr ede­rek terk ediyorsa Müslümanların icmaı ile küfre git­miş ve İslâm dininin haricine çıkmış olur. Meğer ki o kimse, İslâm dinini yeni kabul etmiş, müslümanların arasına bir müddet katılamamış ve bu yüzden de na­mazın farz olduğu kendisine tebliğ edilememiş ol­sun" (et-Tergib ve't-Terhib c. 1, s. 381 (5 rakamlı dipnot).

(Abdullah) ibni Ömer (r.anhüma)dan Resulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: "Emanete riayet)i olmayanın (kamil bir) imanı yok­tur. Temizliği olmayanın namazı(nın hükmü) yoktur

Namazı olmayanın da dini yoktur. Namazın dindeki mevkii, başın cesetteki yeri gibi (ehemmiyeti ha-iz)dir" (et-Tergib ve't-Terhib c. 1, s. 381).

Ziyad bin Nuaym el-Hadrami'den Resulullah (s.a.v.)'in şöyle söylediği rivayet olunmuştur: "Dört (şey) vardır ki Allah onları İslam (vazifelerinin ba­şında farz kılmıştır. Kim onlardan sadece üçünü yapsa, hepsini ifa etmedikçe, işlenenler o kimseyi (terkedilen) şeyden müstağni kılamaz (O dört şeyi) Namaz, zekat, ramazan orucu ve Beyt-i şerif)i hac­cetmektir" (et-Tergib ve't-Terhib c. 1, s. 384).

Laboratuvarik bir çalışma ile şeker elde etmek is­teyen bir kimse, bu sahada geniş kültürü bulunan bir kimyagerin yazdığı reçetede gösterilen ve mik­tarları belirtilen maddelere göre çalışmayacak olur­sa şeker elde etmesi mümkün olmaz. İslâm dinini en iyi anlayan Resûl-i Ekrem Efendimiz, kamil bir müs­lüman olabilmek için, bizlere dini bir reçete sunmak­tadır. Bu vazifelerden herhangi biri terkedilecek olursa, İslâm laboratuvarının reçetesine göre, olgun bir Müslüman örneği meydana gelemez.

Ömer bin el-Hattab (r.a.)'den Resulullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:

"Kim namazı kasden (ve farz olduğunu bile bile) terkedecek olursa Allah da onun amellerini ibtâleder. Aziz ve Celil olan Allah'a tevbe ile dönüş ya­pıncaya kadar o kimseden Allah'ın zimmeti ve hima­yesi kalkmış olur" (et-Tergib ve't-Terhib c. 1, s. 385).

Allah Resulünün etrafında kümelenmiş, ondan feyz ve ilham almış ashab-ı kiramın hareketlerinde bizim için hidayet numuneleri vardır. Zira onlar, İlm-i muhammedi'den iktibas ettikferi pırıl pırıl bilgileri bize yansıtmaktadırlar.

Değerli Gençler!
İslâm dini, manevi nimetlerin bir sofrası mesabe­sindedir. Bu nimetlerden faydalanma imkânı, namaz kılmakla ve secde-i Rahman'a baş koymakla müm­kündür. Namazı terk eden kimse, bu sofranın nimet­lerinden faydalanamaz. Kalbi aç ve ruhu feyz-i ilâ­hiye muhtaç bir halde hayat sürer. Bu ilâhi ziyafete nâil olmak isteyen bir mümin, abdest alarak tertemiz bir hâle gelecek, "Allahü ekber" deyip azamet-i ilâ­hiyi ikrar ederek namaza başlayacaktır. Bunu taki­ben, Cenabı Hakk'ı noksan sıfatlardan tenzih edip fatihayı okuyacak, Rahman ve Rahim olan, kıyamet gününün maliki bulunan Allah Teala'ya kulluk vazi­fesini ifa edecektir.

Yüzünü kıbleye dönmeyen ve namaz kılmayan kimsenin bu Rahmani sofradan nasip alması müm-kün olabilir mi? Bu husustaki mahrumiyeti tespit eden bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: "Kim namazını geçirecek olursa, sanki o, aile fertlerini kaybetmiş gibi (bir zarara girmiş)dir" (et-Tergib ve't-Terhib c. 1,s. 3847).

İbni Abbas (r.anhüma)dan Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğu rivayet olunmaktadır: "Kim özür­süz olarak iki namazı birleştirirse, büyük (cürümle­rin kapısına gelmiş (ve dayanmış) olur" (et-Tergib ve't-Terhib c. 1, s. 387).

Hadis-i şerifte geçen "iki namazı birleştirme" ifa­desi, bir namazı vakit çıkasıya kadar tehir edip, di­ğer bir vaktin namazı ile beraber kılmak demektir. Bu hadis-i nebevi, işini ve aşını bahane ederek, ça­lıştığı yerde namazını kılmayan kimsenin irtikap ettiği suçun büyüklüğünü açığa koymaktadır.

İleriyi gören ve âhirette sorumlu olmak istemeyen bir müslüman, namazını terk etmemeli ve tehir dahi yapmamalıdır









Copyright © IslamiYasam.Com, Ýslam, Kuran, Rüya Tabirleri,Dini Rüya Tabirleri, Hadis, Kuran-i Kerim, Fýkýh, Ýlmihal Tüm hakları saklıdır.

Yayınlanma:: 2007-11-25 (2948 okuma)

[ Geri Dön ]
Hadis - Hadisler
Sitemiz PHP-Nuke Kodlari Ile Hazirlanmistir.
Sayfa Üretimi: 0.08 Saniye

:: NukeMods ::